Ben
konuşmamda Beşiktaş’ın mali tablosunu ve Fikret Orman yönetimlerinin mali
bilançosunu çıkarmaya çalışacağım. Camia olarak bugünlerde rakam tartışmalarına
çok girdik zaten.Ama sadece rakamlara takılıp kalıyoruz ve rakam tartışması
enerjimizi o kadar çok alıyor ki buraya nasıl geldik ve bundan sonra neleri
yapmamalıyız hususuna gelemiyoruz.Ben elimden geldiğince konuşmamın sonunda
mali disiplin açısından neler yapılmalı hususuna da gireceğim.
Biraz sonra
sunacağım tabloda borç devir rakamı olarak yönetimin kendi ilan ettiği rakamı
aldım.Son borç rakamı da Denetim Kurulumuzun açıkladığı rakamdır.
Bu rakamları
alıyorum çünkü rakam tartışmalarını gereksiz yere uzatmak niyetim ve yönetimi hırpalamak
gibi bir derdim yok.Ben de Fikret Orman yönetimine oy verdim.Çok zor bir
tabloyu devir aldıklarını da hepimiz biliyoruz.Ama şimdi de ortada bir tablo
var ve kusura bakılmasın bunu da konuşmak zorundayız.Nasıl futbolculara,
oynadığınız sadece futbol değil bizim hayatımız diyorsak yöneticilerimize de
şunu hatırlatmak isterim ki:yönettiğiniz
bir işletme değil bizim hayatımız.
Bu yüzden
başkan da,Beşiktaş’ın mali olarak bugünlere getirilmesini seyreden ama kürsüde
yapılan eleştirilere katlanamayan Genel Kurullarımızın ön tarafında oturanların
eleştiriye biraz daha açık olmalarını tavsiye ederim.
Şimdi Gelelim Borç
rakamına:
Mevcut Yönetimin (Sn. Fikret Orman’ın ilk ve ikinci
dönemleri) devir aldığı borçlar ne
kadardı?:
Bilanço
devir borcu 591 milyon Türk Lirasıdır.Bu
rakam yeni yönetimin devir bilançosu olarak iddia ettiği ve geçmiş dönemden kaynaklı
raporlanmamış her türlü sonradan oluşması beklenen olumsuzlukları da içeren
rakamdır.
30 Eylül 2015 tarihi itibariyle borç ne kadar? :
1 milyar 117 milyon 700 bin Türk Lirası.Bu
rakam 30 Eylül 2015 rakamlarının incelendiği Denetim Kurulu raporundan
alınmıştır.Mali tablo rakamları grup içi alacak ve verecekler elimine edilerek
toplanmıştır.
Bu dönem içinde ne kadar sermaye artışı ve hisse senedi
satışı yapıldı?
2013
yılı içindeki sermaye artışında halka
açık paylardan 75 milyon TL kaynak girişi olmuştur.2013 yılında BJK Futbol Yatırımları AŞ hisselerinin %5
oranında ikincil piyasada satışından 32 milyon TL ve 2014 yılında yapılan ilave
%6.5’luk hisse satışından 39 milyon TL gelir elde edilmiştir.Böylece toplam 145.7
milyon TL nakit girişi olmuştur.
Yani:
526.7
milyon TL Bilanço borcu artışı (881-591) üzerine 145.7 milyon TL kaynak girişini eklersek 672.4
milyon TL; 01/03/2012 ile 30/09/2015
tarihleri arasında kulübün tükettiği kaynak olarak görülmektedir.
Bu borç artışının ne kadarı stad inşaatı ile ilgilidir?
Denetim Kurulu raporuna göre 30 Eylül 2015 tarihi itibariyle,
stad hakedişleri toplamı 185.8 milyon Türk Lirası’dir. Diğer taraftan yeni stadın
loca satış ve sponsor gelirleri toplamı 77.9 milyon Türk Lirası’dır.
Yönetim haklı olarak,VIP koltuk ve loca satışları yeni
stad yapılmasa da zaten kulübe gelir olacak olduğunu iddia edebilir.Ama yeni
stadın artan bir VIP koltuk ve loca kapasitesi olduğunu ve bunların 3 yıllık
satıldığını unutmamak lazım.Zaten bu rakamın 20 milyon TL’si de Vodafone isim
hakkı geliri oluşturuyor.
Buradan hareketle stad inşaatının, genel borç yapısına net
etkisinin sadece 107.9 milyon
TL olduğu görülmektedir.
Peki 554,5 milyon TL nereye gitti?
Borç artışının temel
nedeni Futbol AŞ’nin faaliyet zararı.
Futbolda Feda dönemine uygun bir bütçe yapılmayıp açık veren bütçeler devam
ettirildi.Üstüne artan kur, artan faiz giderleri ve yeterince artmayan gelirler
faaliyet karlılığını olumsuz etkiledi ve kulübü sürekli nakit tüketen bir hale
getirdi.
Varolan yönetime kulübü bu
hale siz getirdiniz demek haksızlık olur elbette.Demirören döneminden devir
alınan tablo çok vahimdi ve araba son hızla duvara gidiyordu.Bazen bütün
tedbirleri alsanız bile ivmenin yokolması zaman alabilir.Ama varolan yönetimi
bu noktada çok kararlı ve radikal bir manevra yapmadığı için eleştirmek
gerektiğini düşünüyorum.
Stad yapıyoruz bahanesi
arkasına sığınılmaması için şimdi de sadece BJK Futbol Yatırımları AŞ üzerinden
özsermaye rakamlarını paylaşayım. Stad yapımı tamamen Kulübün iktisadi
işletmeleri tarafından yapıldığı için Futbol AŞ hesaplarında stad yapımıyla
ilgili herhangi bir kalem yok.Bu yüzden bazı şeylerin anlaşılması açısından özsermaye
hesabı önemli.
Fikret Orman yönetimi BJK
Futbol Yatırımları AŞ’yi devir aldığında
350 milyon negatif özsermayemiz vardı.200 milyonluk TL’lik sermaye artışına
rağmen şimdi ise 520 milyon TL negatif özsermayemiz var.
Çok da zaten ince
düşünmeye gerek yok:
BJK Futbol Yatırımları AŞ:
2012’te-68
mn TL
2013’te-144
mn TL
2014’te-140
mn TL ve
2015 ilk 3
ayda-16.5 mn TL zarar etmiş.
Rakamlar
kabaca böyle.Aslında oldukça ağır bir tablo.Sayın başkan bu tabloyu hafifletmek
için ısrarla borcun dolar cinsinden karşılaştırılmasını istiyor ve yönetimleri
boyunca sermaye artışı ve hisse satışlarından elde edilen kaynakları hiç dile
getirmiyor.
Peki bu tablonun suçlusu kurlardaki
artış mı?
BJK Futbol
Yatırımları AŞ Kredilerin ve borçların önemli kısmı dolar cinsinden olmasından
dolayı Başkanın faturayı doların yükselişine kesme eğiliminde olmasına benim
iki açıdan itirazım var. Dövizdeki yükselişin bu tabloyu ağırlaştırdığı kesin
ama kayıtlar dolar cinsinden tutulmadığı ve raporlama TL cinsinden yapıldığı
için bunu ölçmek çok da kolay değil.Kulüpteki yöneticilere borçlar da TL
cinsinden mesela.Devir aldıkları 114 milyon TL’lik büyük kısmı Demirören
ailesine olan yöneticilere borçlar,o zamanki kurla 65 milyon USD idi şimdi ise
aynı borç sadece 37.5 mn USD.Yani bilançonun öbür tarafında leyhte olan
gelişmeler de var.
Gelir gider
tarafı ise kur açısından aslında oldukça dengeli.Maç günü hasılatı ve lisanslı
ürün satışları hariç sponsorluk,naklen yayın ve Avrupa ligi katılım gelirleri
dolar cinsinden. Gelir gider yapımızda ayrıca şöyle bir durum var:Giderlerimiz
euro ağırlıklı gelirlerimiz ise USD ağırlıklı.Son dönemlerdeki USD/Euro
paritesinde dolar lehine sert hareket de normalde bizim tablolarımıza olumlu
yansıması gerekirdi.Yani kur artışının
etkisi var elbette ama arkasına sığınılacak çok net bir mazeret bence kesinlikle
değil.
Ama diyelim
ki tamamen kurun etkisi var.Buradan da itirazımın ikinci kısmına
geleyim.Yöneticilerimize soruyorum:Diyelim ki hissedar oldukları bir inşaat
şirketi var.Şirketin yöneticisi diyor ki:”Biz kurdan dolayı finansman yükümüzün
bu kadar artacağını tahmin etmedik,satışlarımızı da önden yaptığımız için projenin
sonunda zarar ettik.”Ya da diyelim ki
bir demir çelik şirketiniz var.Yöneticiler diyor ki:” Biz demir cevherini sene
başında bir senelik ihtiyacımız kadar peşin aldık ama şimdi cevher fiyatları
düştüğü için ürün fiyatları da düştü ve pahalı aldığımız cevherle ürettiğimiz
ürün maliyetleri satış fiyatımızın üstünde kaldı.Bu yüzden külliyen zarar ettik.”
Peki,
hissedarlar demezler mi bu yönetime ,kardeşim
o zaman senin yöneticiliğin nerede kaldı
diye. Yani tablonun bu hale gelmesini kur şokuna
bağlamak bana hiçbir açıdan doğru gelmiyor.Ellerinde zaten bir tablo vardı,kusura
bakılmasın ama buna göre aksiyon alınacak ve yönetilecekti. Daha birinci yıl
sonunda mali genel kuruldaki konuşmamda bir genel kurul üyesi olarak “kurun bu
kadar artacağını bilemeyebilirsiniz ama taşınan kur riskinin farkında değil
miydiniz?”diye sormuştum. Sonrasında kurda o günleri de arar duruma geldik.
Şimdi hem yatırımlar hem faaliyetin
sürdürülmesi ve hem de UEFA finansal mali fairplay şartları için sermayenin
güçlendirilmesi gerekiyor.Biliyorsunuz AŞ bunun için başvurdu ama SPK bunu
fiilen reddetti.Bu şu açıdan da önemli:
UEFA’ya sunulan protokolde sermaye artışı
projekte edilmişti.Sermaye arttırımı doğrudan bir performans kriteri değil ama
diğer doğrudan kriterlerin sağlanması bu sermaye artışına bağlıydı.Bu yüzden açık
söyliyeyim,önümüzdeki sene için bu konuda kaygılıyım.BJK kaçınılmaz olarak ya
varlık satışı ya da radikal bir bütçe kısıntısı yapmak zorunda kalabilir.Halbuki
FEDA dediğimiz dönemde geleceği kurtarmak adına bu yönde adımlar atılsa idi
şimdi geleceğe daha güvenli bakabilecektik.Böyle yapsaydık ne olurdu?En kötü bu
3 senede sıfır kupa çekerdik.Peki şimdi ne oldu? Üç senede sıfır kupa çektik...
Var olan yönetim “Yeniden Yapılanma” diyerek gelip
kurumsallaşma ,profesyonelleşme ve bütçe disiplini anlamında ne yazık ki
kararlı ve planlı bir strateji ortaya koyamadı.Futbolun endüstrileşmesi diğer
iki kulübü daha ön plana çıkarırken Beşiktaş onlarla sadece iyi bir kurumsal
yapı kurarak ve futbol şubesinde başarılı bir yeniden yapılanmayla başa
çıkabilir hatta hazır bu kulüpler de kötü yönetilirken bu dönüşümü sportif
başarıyla da sağlayabilir ve geleceğe ambargo koyabilirdi. Tarihimizin ve kültürümüzün
gerektirdiği stratejiye yönelmek değil; o stratejiyi net olarak tanımlayıp
tutarlı bir şekilde uygulayamamak başarısızlığı getirir.Biz de işte bunu
yaptık.Arafta Kaldık.Nereye gitmek istediğini bilmeyene hiçbir rüzgârın faydası
olmaz.
Yönetim döneminde yapılan iyi şeyler yok mu?Var elbette ama
bir modeli ve tanımlanmış net bir stratejisi olmadığı için güven vermiyor.Başlatılan
bir takım şeyler var ama devamı gelmiyor ve üstüne konmuyor.Bugün bir şey olsa
ve kulüp yeni finansman kaynaklarına kavuşsa Demirören dönemini bile aratır mı
buna kesin bir cevap veremiyorum.
Şimdi sonucu
bırakıp biraz da sonuca yaratan koşullara değinelim ve biz genel kurul üyeleri olarak
daha kurumsal,şeffaf,hesap verebilir güçlü bir Beşiktaş için neler yapmalıyız
ona bakalım.
Uzun vadeli sürdürülebilir ve kalıcı bir başarı için
yukarıdan ve aşağıdan kontrol yöntemleriyle mali disiplin, şeffaflık ve hesap
verebilirlik sağlanması bütün işletmeler için şart.Ama yüz milyonlarca dolar bütçeleri
olup ta tamamen gönüllü YK üyelerince yönetilen spor kulüplerinde şart oğlu
şart.
Bunun için de tüzüğün kapsamının futbol faaliyetlerini de
kapsayacak şekilde iyileştirilip entegre edilmesi, icranın harcama ve
borçlanmada uyması gereken bir genel çerçevenin çizilmesi ve icranın bu
çerçeveye uygunluğunun da denetim kurulu ve genel kurul tarafından etkin olarak
denetlenmesi gerekiyor.Bizde şu anda bu sürecin her aşamasında çok ciddi
sorunlar var.Yapılması gerekenlerin başında da tüzük değişikliği gerekiyor.Ama
tüzüğün değişmesi de yetmez başta genel kurul olmak üzere yönetim
kurulu,denetleme kurulu ve divan kurulunun etkin çalışması geliyor.Bu yüzden Beşiktaş
Divan Kurulu bence rakam tartışmalarını bir kenara bırakıp etkin ve kapsamlı
bir tüzük tadil çalışmasının hazırlıklarını yapmalı ve kurumsal süreçlerin
iyileştirilmesi için adımlar atmalı.
·
Bütçenin tanımı,
·
Bütçenin giderlerinin,
gelirlerinin toplamını aşamayacağı,
·
Bütçe ödeneklerinde aşım yetkisi
ve sınırları,
·
Borçlanma yetkisi ve sınırları,
·
Dönem içinde varsa bir taşınmaz
yatırımı bunun ayrıntılı
gerekçeleri,maliyeti,ne kadar sürede bitirileceği ve nasıl finanse edileceği
detaylı biçimde ortaya konması gerektiği ve eğer yatırım belirlenen bir
kaynağın girişi koşuluna bağlanmış ise, söz konusu kaynak girişi olmadan
yatırım harcaması yapılamayacağı,
·
Bölümler ve fasıllar arasında
aktarım yetkisi ve sınırları,
·
Gelirler
bütçelendiğinden yüzde on aşağıda ya da giderler bütçelendiğinden yüzde on
yukarıda ise bunun açıklanması gereği
·
Kulüp ve İktisadi işletmelerin hesaplarının
uluslararası muhasebe standartlarında hazırlanması ve en az iki defa bağımsız
denetime tabi tutulması gibi hususların acilen
tüzük ve yönetmeliklerimizle netleştirilmesi ve
icranın bunlara uygunluğunun etkin olarak denetlenmesi gerekiyor. Genel
kurullarımız eski anıların anlatıldığı yerler değil bütçelerin tartışıldığı ve
hesap verilip hesap sorulduğu yerler haline gelmeli.
Yönetim Kurullarının, Genel Kurul’dan aldığı
yetkiyle,Genel Kurulu temsilen hem BJK Futbol Yatırımları AŞ’yi hem de amatör
şubeler ve iktisadi işletmeleri yine Genel Kurul’un onlara çizdiği çerçeve
içinde yönetmesini sağlayamazsak ne yazık ki biz bu borç tartışmalarını daha
çok yaparız.
Beni dinlediğiniz için teşekkür
ederim.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder