Bu yazı hep yazdığım gibi bütçe,borçlar ve
mali disiplin üzerine değil.Tarih üzerine.Bence daha keyifli.Semtte bastığımız
yerleri toprak diyerek geçmeyip tanıyalım amacıyla semte dair birkaç bilgi
paylaşacağım.
Her maç öncesi indiğim iskele civarından
başlıyayım.Malum burada bizi Barbaros Hayreddin Türbesi karşılar.İtiraf edin
kaç kişi semte adını veren bu türbeyi fark etmedi bile.Mimar Sinan yapısıdır.Türbenin
Barbaros’un konağının yanına yapıldığını biliyoruz.Anlaşılacağı üzere bu konaktan
geriye bir şey kalmamış.
Türbenin yanında ise Barbaros Hayreddin
heykeli yer alır.Heykeltraşları çok afedersiniz ama Türk Heykelinin iki ustası
Zühtü Müridoğlu ve Hadi Baradır.Bundan sonra bir de bu gözle bakın.Heykelin üstündeki
dizeler ise Yahya Kemal’e aittir.
Limon almak için evden çıkıp bir daha
evine dönmeyen Neyzen Tevfik’in tam bu iskelenin karşısında bir evi olduğu ve
vapurla yanaşanların taraçada ispirto içtiğine müşahade ettiği ve neyine kulak
misafiri olduğu söylenir.Neyzen, Yahya Kemal’e gıcık olduğu için Barbaros’un
heykeldeki hareketinden yola çıkıp ‘Barbaros sanki kıçını siliyormuş’ gibi
diyerek bu dizelere bok atmışlığı da vardır.
Çırağan
sarayının bulunduğu yerin Beşiktaş mevlevihanesine ait olduğu ve Çırağan’ın
yangınlarına atıfla buraya yapılan binaların iflah olmamasının nedeninin de bu
olduğu söylenir.Neyse ki biz stadımızı taşımışız oradan.
Çırağan Sarayının tepelerinde Şeyh Yahya
Efendi’nin dergahı vardır.Manzara da o biçimdir.Kendisi Trabzon doğumlu olsa da
rivayet o dur ki Beşiktaştaki bu yeri rüyasında görmüş ve ondan sonrasında
Beşiktaş’ın, Boğazın ve denizcilerin piri olmuştur.Süt kardeşi olan Kanuni Sultan
Süleyman da saygısından saraya onu davet etmez kendisi de buraya ziyarete
gelirmiş.Pirin duasını almadan ne balıkçılar balığa çıkarmış ne de donanma savaşa
gidermiş.Hatta denizcilerin denizden geçerken şeyhe verdikleri selam olan "Ey
ya molla" sözünün denizcilerin kullandığı 'heyamola'ya dönüştüğü de
söylense de ben buna pek inanmadım açıkçası.Ama yine çok afedersiniz bu türbe
de bir Mimar Sinan eseridir.
Tekrar yönümüzü stada doğru çevirirsek
yine muhteşem bir Sinan eseri olan Sinan Paşa Camii ile yüz yüze geliriz.Rüstem
Paşa’nın kardeşi olan Sinan Paşa için denizden aslında anlamadığı ve iltimasla
kaptan-ı derya yapıldığı söylense de önemli
savaşlarda bulunmuşluğu vardır.Camiiye girmediyseniz bir girin.Sinan Camilerine
göre daha loş ve mistik bir yapısı vardır.Bu özelliği;ya efkardan,ya isyandan
ya da şampiyonluktan sürekli duman altı olan Beşiktaş semtine de Beşiktaş taraftarına
da uymuştur.
Sorun şu ki bu camiinin bir de külliyesi
vardır.Bu külliyenin önemli parçalarından biri olan Köprübaşı Hamamı yol
genişletme planının parçası olarak yıkılmıştır.Evet evet yanlış duymadınız…Şehir
planlaması!!na kurban verilen bir çok Mimar Sinan eseri gibi bu eseri de artık ne
biz ne de çocuklarımızın görme şansı olmayacak.
Şehir planlaması demişken;bugün hala Sebil ‘cafe’ olarak hizmet vermesine rağmen
güzelliğini yitirmemiş olan Koca Yusuf Paşa Sebili de az kalsın güme
gidiyormuş.Koca Yusuf Paşa Sebili karşısındaki camiinin hemen önündeymiş.Ama
neyseki yol genişletilirken bunu yolun karşına set üstü tarafına taşımışlar.
Yol planlaması deyince yolu uzattık.Geri
dönersek eğer bu denizci semtin Deniz Müzesini görürüz.Peki kaçımız biliyoruz,bu
müze binasını, Türkiye’yi 10 yılda demir ağlarla donatan Nuri Demirağ’ın uçak
fabrikasını da yapmaya talibim diyerek tayyare imalat atölyesi olarak
kurduğunu?74 yıl önce Numara 36 uçağı burada yapılmıştı.
Hemen yanında ki Beşiktaş mütevaziliği
ile uyumlu olmayan Shangri La Hotel binası ise yıllarca tütün deposu olarak
hizmet vermiş.Harabeye dönüp otel olmadan önce ise Grundig televizyon fabrikası
olarak kullanılıyordu.
Akaretlerde Şair Nedim ve Süleyman Seba
caddesinin kesiştiği ve bugün W Hoteli girişi olarak kullanılan köşe ise ressam
Zonaro'nun atölyesidir.
Akaretler 36 numaralı ev ise bildiğiniz
gibi Atatürk ve ailesinin yaşadığı evdir.Atatürk savaşa giderken Zübeyde Hanımı
BJK kulüp yöneticilerine emanet etmişti.
Atatürk demişken semte dair küçük bir anekdot
da Kılıç Ali’ye dair anlatalım. Kılıç Alinin gerçek adı Asaf Emrullahtır. Gizli görev için ilk
defa Mustafa Kemal ile tanıştırıldığı zaman sana bir kod isim bulmamız lazım
der ve M.Kemal Asaf Emrullah'a nerelisin diye sorar.Onun “Beşiktaş’ın Kılıç Ali
Mahallesindenim” demesi üzerine de Mustafa Kemal “O zaman senin adın Kılıç
Ali olsun” der.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder