15 Mart 2019 Cuma

Semte Dair Tarihi Bilgiler-II


Ey! Beşiktaş taraftarı bastığın yerleri toprak diyerek geçme tanı! diyerek semt yazılarına devam ediyorum.

Kabataş yönünde stadın köşesindeki Dolmabahçe Cafe’nin altındaki güzelim çeşme ve sebilin adı Mehmet Emin Ağa Çeşmesi’dir. Çeşme 1741 yılında Sultan I.Mahmut dönemi Sipahi Ağalarından Mehmet Emin Ağa tarafından yaptırılmıştır.1957 yılındaki yol yapım çalışmaları nedeniyle o da biraz zulüme uğramış;denizden biraz daha geriye çekilmiş;bu sırada mektebi, sebili, dükkanı hatta haziresi de yıkılmıştır.Mehmet Emin Ağa Çeşmesi üzerindeki celi yazıların,Osmanlı hat sanatının en güzel örneklerinden olduğu söylenir.

Bu çeşmeden Kabataş yönüne doğru olan ikinci çeşme ise Silahdar Yahya Efendi Çeşmesidir. I. Abdülhamîd’in silahtarı Yahyâ Efendi tarafından yaptırılmış.Bu çeşme aslında Kabataş set üzerinde iken yol düzenleme çalışmaları sırasında 1957’de yıkılmış.Hatta taşları uzun süre Feriköy Sular İdaresi’nde tutulmuş ve 1993 yılında bugünkü yerine yani motor iskelesinin karşısına monte edilmiş.

Sadece stadtan Kabataş tramvay durağına kadar olan mesafede yer alan bu üç muhteşem çeşme Osmanlı zerafetinin örnekleridir.Bakmadıysanız bakın, görmediyseniz görün.

Bugün Sebil ‘Cafe’ olarak çalışan Koca Yusuf Paşa Sebilinden zaten bir önceki yazımda bahsetmiştim.Ama önceki yazıya ilave bir bilgi daha vereyim.Bu çeşmenin Türk solunu ilgilendiren bir hikayesi var. Mahir Çayan ve arkadaşları 17 metrelik tünel açarak Maltepe Cezaevinden kaçtıktan sonra buraya geldikleri ve günün ilerleyen saatlerinde İstanbul’dan çıkış organizasyonunu bu sabahçı kahvesinde yaptıkları rivayet edilir.Yani Kızıldere yolculuğu buradan başlamış.

Komşumuz Swiss Otelin olduğu arazi Taşlık diye bilinirmiş.Zamanında buralarda I.Selim’in muhteşem manzaralı bir konağı olduğu biliniyor.Evliya Çelebiye göre buralar: “Bir meydan-ı ‘azim olup ‘Osman Han cirid oynar idi. Ba’dehü ol kazayı bağçe ittiler. Selim han-ı Evvel’in bir kasrı ve bir havzı vardır. Gayrı asar bina yoktur.”

1947’de Sedad Hakkı Eldem tarafından buraya Şark Kahvesi adıyla da bilinen Taşlık Kahvesi yapılmış.Aşağısı da tenis kulübü ve taşlık gazinosu olunca dönemin revaçta bir sosyal bir merkezi olmuş.Özal döneminin turizm atılımı! ile burası yakın dönemde Swiss Oteli oldu (Yakın dönem derken 28 yıl olmuş.Biz de mi tarih oluyoruz yoksa yavaş yavaş?...).Planı Osmanlı sivil mimarisinin en eski örneklerinden Amcazade Köprülü Hüseyin Paşa Yalısı'na benzetilen Sedad Eldem’in Şark Kahvesi de otel yapılırken yıkıldı. ‘Onu gençler için yaptım ve onu yaparken amacım modern mimaride eser vermekti, bir sentez yapmaktı. Bu sentezin yapılabileceğini millete anlatmaktı’ diyen Sedad Hakkı Eldem’e ve bizim gibi kültür varlıklarına düşkün kimselere teselli olarak, otel yapıldıktan sonra, ölçüleri ve yeri değiştirilerek Şark Kahvesinin replikası otelin bahçesine konduruldu.Böylece Amcazade yalısı üçüncü defa replika edilmiş oldu.Bugün bu bina maç öncesi Beşiktaşlıların popüler buluşma mekanı olan Günaydın Et Restoranı olarak işletilmektedir.

Taksim tarafından Stada gelirken geçilen semt Ayaspaşadır. Kanunî Sultan Süleyman’ın sadrazamlarından Ayas Paşa’nın bu semtte havuzlu bir bahçe içinde bir konağı olduğu bilinmektedir. Semtin bulunduğu bölgeye ait ilk Osmanlı kayıtlarında, burasının sık koruluk olduğundan söz edilir. 17. yüzyıldan itibaren Taksim’den Dolmabahçe sırtlarına kadar uzanan bu bölge mezarlık halini almış ve 19. yüzyılın ortalarına kadar Büyük Mezarlık olarak anılmıştır. Üzerindeki servilerin çokluğu nedeniyle “karanlık mezarlık” adı ile de anılırmış.

Gayrimüslüm vakıflara mezarların aktarılması için Feriköy’de yer verilerek buralarda belki de İstanbul’un ilk organize arazi rant paylaşımı yapılmıştır.İttihat Terakki döneminde Alman imtiyazı nedeniyle neredeyse Osmanlı Hükümet Konağı gibi çalışan Alman konsolosluğu binası da işte bu dönemde,mezarlık arazide satın alınan arsa üzerine inşa edilmiş.Ağır kütlesiyle Almanya’yı fiziksel olarak da temsil eden bina, çatısındaki kanatlarını açmış kartal heykellerinden dolayı halk arasında “Kuşlu Saray” olarak tanınırmış. Ancak, 1924 yılında yapılan onarım sırasında heykeller kaldırılmış ve bir daha yerlerine konulmamışlar.

Bir de semtin Yedi Sekiz Hasan Paşa olayı vardır. Çarşıda tarçınlı ve fındıklı kurabiyeler ve anasonlu gevrekler için girdiğimiz Yedi Sekiz Hasan Paşa fırını gerçekten de paşa’ya ait. Yedi Sekiz Hasan Paşa Abdülhamit’in Yıldız karakol komutanı. Bu görevi bileğinin hakkıyla almış. Paşa’nın okuma yazması bile yok. Bu yüzden imza atmayı da beceremiyor ve Arapça yediye ve sekize benzer basit bir imza kullanıyor. Lakabı da buradan geliyor.

1878 Mayısında Gazeteci Ali Suavi başkanlığındaki küçük bir grup, Abdülhamit’i devirmek üzere deniz tarafından girip Çırağan Sarayı'nı bastıklarında Hasan Paşa sopayla Ali Suavi'nin başına vurarak öldürür ve isyanı bastırır.Bu olay da dünya tarihine ‘tek bir sopa darbesiyle bastırılan isyan’ olarak geçer.

Fırının içine girdiğinizde gördüğünüz resimdeki ciddi pos bıyıklı arkadaş işte sopayla bu aydın isyanını bastırmış olan paşadır.Bugünkü  işletme sahibinin büyük dedesi, paşanın oduncubaşısı imiş. Oduncubaşının varisleri, paşanın varislerinin kiracısıymış.
Stada ilişkin tarihi detayları ise bir sonraki yazıya bırakıyorum.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder