Ey!
Beşiktaş taraftarı bastığın yerleri toprak diyerek geçme tanı! diyerek semt
yazılarına devam ediyorum.
Kabataş
yönünde stadın köşesindeki Dolmabahçe Cafe’nin altındaki güzelim çeşme ve
sebilin adı Mehmet Emin Ağa Çeşmesi’dir. Çeşme 1741 yılında Sultan I.Mahmut
dönemi Sipahi Ağalarından Mehmet Emin Ağa tarafından yaptırılmıştır.1957 yılındaki
yol yapım çalışmaları nedeniyle o da biraz zulüme uğramış;denizden biraz daha
geriye çekilmiş;bu sırada mektebi, sebili, dükkanı hatta haziresi de
yıkılmıştır.Mehmet Emin Ağa Çeşmesi üzerindeki celi yazıların,Osmanlı hat
sanatının en güzel örneklerinden olduğu söylenir.
Bu çeşmeden
Kabataş yönüne doğru olan ikinci çeşme ise Silahdar Yahya Efendi Çeşmesidir. I.
Abdülhamîd’in silahtarı Yahyâ Efendi tarafından yaptırılmış.Bu çeşme aslında Kabataş
set üzerinde iken yol düzenleme çalışmaları sırasında 1957’de yıkılmış.Hatta taşları
uzun süre Feriköy Sular İdaresi’nde tutulmuş ve 1993 yılında bugünkü yerine
yani motor iskelesinin karşısına monte edilmiş.
Sadece
stadtan Kabataş tramvay durağına kadar olan mesafede yer alan bu üç muhteşem
çeşme Osmanlı zerafetinin örnekleridir.Bakmadıysanız bakın, görmediyseniz
görün.
Bugün Sebil
‘Cafe’ olarak çalışan Koca Yusuf Paşa Sebilinden zaten bir önceki yazımda bahsetmiştim.Ama
önceki yazıya ilave bir bilgi daha vereyim.Bu çeşmenin Türk solunu ilgilendiren
bir hikayesi var. Mahir Çayan ve arkadaşları 17 metrelik tünel açarak Maltepe
Cezaevinden kaçtıktan sonra buraya geldikleri ve günün ilerleyen saatlerinde İstanbul’dan
çıkış organizasyonunu bu sabahçı kahvesinde yaptıkları rivayet edilir.Yani Kızıldere
yolculuğu buradan başlamış.
Komşumuz Swiss
Otelin olduğu arazi Taşlık diye bilinirmiş.Zamanında buralarda I.Selim’in muhteşem
manzaralı bir konağı olduğu biliniyor.Evliya Çelebiye göre buralar: “Bir
meydan-ı ‘azim olup ‘Osman Han cirid oynar idi. Ba’dehü ol kazayı bağçe
ittiler. Selim han-ı Evvel’in bir kasrı ve bir havzı vardır. Gayrı asar bina
yoktur.”
1947’de Sedad
Hakkı Eldem tarafından buraya Şark Kahvesi adıyla da bilinen Taşlık Kahvesi
yapılmış.Aşağısı da tenis kulübü ve taşlık gazinosu olunca dönemin revaçta bir
sosyal bir merkezi olmuş.Özal döneminin turizm atılımı! ile burası yakın
dönemde Swiss Oteli oldu (Yakın dönem derken 28 yıl olmuş.Biz de mi tarih
oluyoruz yoksa yavaş yavaş?...).Planı Osmanlı sivil mimarisinin en eski
örneklerinden Amcazade Köprülü Hüseyin Paşa Yalısı'na benzetilen Sedad Eldem’in
Şark Kahvesi de otel yapılırken yıkıldı. ‘Onu gençler için yaptım ve onu
yaparken amacım modern mimaride eser vermekti, bir sentez yapmaktı. Bu sentezin
yapılabileceğini millete anlatmaktı’ diyen Sedad Hakkı Eldem’e ve bizim gibi
kültür varlıklarına düşkün kimselere teselli olarak, otel yapıldıktan sonra,
ölçüleri ve yeri değiştirilerek Şark Kahvesinin replikası otelin bahçesine
konduruldu.Böylece Amcazade yalısı üçüncü defa replika edilmiş oldu.Bugün bu
bina maç öncesi Beşiktaşlıların popüler buluşma mekanı olan Günaydın Et
Restoranı olarak işletilmektedir.
Taksim
tarafından Stada gelirken geçilen semt Ayaspaşadır. Kanunî Sultan Süleyman’ın
sadrazamlarından Ayas Paşa’nın bu semtte havuzlu bir bahçe içinde bir konağı
olduğu bilinmektedir. Semtin bulunduğu bölgeye ait ilk Osmanlı kayıtlarında,
burasının sık koruluk olduğundan söz edilir. 17. yüzyıldan itibaren Taksim’den
Dolmabahçe sırtlarına kadar uzanan bu bölge mezarlık halini almış ve 19.
yüzyılın ortalarına kadar Büyük Mezarlık olarak anılmıştır. Üzerindeki
servilerin çokluğu nedeniyle “karanlık mezarlık” adı ile de anılırmış.
Gayrimüslüm
vakıflara mezarların aktarılması için Feriköy’de yer verilerek buralarda belki de İstanbul’un ilk organize
arazi rant paylaşımı yapılmıştır.İttihat Terakki döneminde Alman imtiyazı
nedeniyle neredeyse Osmanlı Hükümet Konağı gibi çalışan Alman konsolosluğu
binası da işte bu dönemde,mezarlık arazide satın alınan arsa üzerine inşa edilmiş.Ağır
kütlesiyle Almanya’yı fiziksel olarak da temsil eden bina, çatısındaki
kanatlarını açmış kartal heykellerinden dolayı halk arasında “Kuşlu Saray”
olarak tanınırmış. Ancak, 1924 yılında yapılan onarım sırasında heykeller
kaldırılmış ve bir daha yerlerine konulmamışlar.
Bir de
semtin Yedi Sekiz Hasan Paşa olayı vardır. Çarşıda tarçınlı ve fındıklı
kurabiyeler ve anasonlu gevrekler için girdiğimiz Yedi Sekiz Hasan Paşa fırını
gerçekten de paşa’ya ait. Yedi Sekiz Hasan Paşa Abdülhamit’in Yıldız karakol komutanı.
Bu görevi bileğinin hakkıyla almış. Paşa’nın okuma yazması bile yok. Bu yüzden
imza atmayı da beceremiyor ve Arapça yediye ve sekize benzer basit bir imza kullanıyor.
Lakabı da buradan geliyor.
1878
Mayısında Gazeteci Ali Suavi başkanlığındaki küçük bir grup, Abdülhamit’i
devirmek üzere deniz tarafından girip Çırağan Sarayı'nı bastıklarında Hasan Paşa
sopayla Ali Suavi'nin başına vurarak öldürür ve isyanı bastırır.Bu olay da
dünya tarihine ‘tek bir sopa darbesiyle bastırılan isyan’ olarak geçer.
Fırının
içine girdiğinizde gördüğünüz resimdeki ciddi pos bıyıklı arkadaş işte sopayla bu
aydın isyanını bastırmış olan paşadır.Bugünkü
işletme sahibinin büyük dedesi, paşanın oduncubaşısı imiş. Oduncubaşının
varisleri, paşanın varislerinin kiracısıymış.
Stada
ilişkin tarihi detayları ise bir sonraki yazıya bırakıyorum.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder