15 Mart 2019 Cuma

Semte Dair Tarihi Bilgiler-II


Ey! Beşiktaş taraftarı bastığın yerleri toprak diyerek geçme tanı! diyerek semt yazılarına devam ediyorum.

Kabataş yönünde stadın köşesindeki Dolmabahçe Cafe’nin altındaki güzelim çeşme ve sebilin adı Mehmet Emin Ağa Çeşmesi’dir. Çeşme 1741 yılında Sultan I.Mahmut dönemi Sipahi Ağalarından Mehmet Emin Ağa tarafından yaptırılmıştır.1957 yılındaki yol yapım çalışmaları nedeniyle o da biraz zulüme uğramış;denizden biraz daha geriye çekilmiş;bu sırada mektebi, sebili, dükkanı hatta haziresi de yıkılmıştır.Mehmet Emin Ağa Çeşmesi üzerindeki celi yazıların,Osmanlı hat sanatının en güzel örneklerinden olduğu söylenir.

Bu çeşmeden Kabataş yönüne doğru olan ikinci çeşme ise Silahdar Yahya Efendi Çeşmesidir. I. Abdülhamîd’in silahtarı Yahyâ Efendi tarafından yaptırılmış.Bu çeşme aslında Kabataş set üzerinde iken yol düzenleme çalışmaları sırasında 1957’de yıkılmış.Hatta taşları uzun süre Feriköy Sular İdaresi’nde tutulmuş ve 1993 yılında bugünkü yerine yani motor iskelesinin karşısına monte edilmiş.

Sadece stadtan Kabataş tramvay durağına kadar olan mesafede yer alan bu üç muhteşem çeşme Osmanlı zerafetinin örnekleridir.Bakmadıysanız bakın, görmediyseniz görün.

Bugün Sebil ‘Cafe’ olarak çalışan Koca Yusuf Paşa Sebilinden zaten bir önceki yazımda bahsetmiştim.Ama önceki yazıya ilave bir bilgi daha vereyim.Bu çeşmenin Türk solunu ilgilendiren bir hikayesi var. Mahir Çayan ve arkadaşları 17 metrelik tünel açarak Maltepe Cezaevinden kaçtıktan sonra buraya geldikleri ve günün ilerleyen saatlerinde İstanbul’dan çıkış organizasyonunu bu sabahçı kahvesinde yaptıkları rivayet edilir.Yani Kızıldere yolculuğu buradan başlamış.

Komşumuz Swiss Otelin olduğu arazi Taşlık diye bilinirmiş.Zamanında buralarda I.Selim’in muhteşem manzaralı bir konağı olduğu biliniyor.Evliya Çelebiye göre buralar: “Bir meydan-ı ‘azim olup ‘Osman Han cirid oynar idi. Ba’dehü ol kazayı bağçe ittiler. Selim han-ı Evvel’in bir kasrı ve bir havzı vardır. Gayrı asar bina yoktur.”

1947’de Sedad Hakkı Eldem tarafından buraya Şark Kahvesi adıyla da bilinen Taşlık Kahvesi yapılmış.Aşağısı da tenis kulübü ve taşlık gazinosu olunca dönemin revaçta bir sosyal bir merkezi olmuş.Özal döneminin turizm atılımı! ile burası yakın dönemde Swiss Oteli oldu (Yakın dönem derken 28 yıl olmuş.Biz de mi tarih oluyoruz yoksa yavaş yavaş?...).Planı Osmanlı sivil mimarisinin en eski örneklerinden Amcazade Köprülü Hüseyin Paşa Yalısı'na benzetilen Sedad Eldem’in Şark Kahvesi de otel yapılırken yıkıldı. ‘Onu gençler için yaptım ve onu yaparken amacım modern mimaride eser vermekti, bir sentez yapmaktı. Bu sentezin yapılabileceğini millete anlatmaktı’ diyen Sedad Hakkı Eldem’e ve bizim gibi kültür varlıklarına düşkün kimselere teselli olarak, otel yapıldıktan sonra, ölçüleri ve yeri değiştirilerek Şark Kahvesinin replikası otelin bahçesine konduruldu.Böylece Amcazade yalısı üçüncü defa replika edilmiş oldu.Bugün bu bina maç öncesi Beşiktaşlıların popüler buluşma mekanı olan Günaydın Et Restoranı olarak işletilmektedir.

Taksim tarafından Stada gelirken geçilen semt Ayaspaşadır. Kanunî Sultan Süleyman’ın sadrazamlarından Ayas Paşa’nın bu semtte havuzlu bir bahçe içinde bir konağı olduğu bilinmektedir. Semtin bulunduğu bölgeye ait ilk Osmanlı kayıtlarında, burasının sık koruluk olduğundan söz edilir. 17. yüzyıldan itibaren Taksim’den Dolmabahçe sırtlarına kadar uzanan bu bölge mezarlık halini almış ve 19. yüzyılın ortalarına kadar Büyük Mezarlık olarak anılmıştır. Üzerindeki servilerin çokluğu nedeniyle “karanlık mezarlık” adı ile de anılırmış.

Gayrimüslüm vakıflara mezarların aktarılması için Feriköy’de yer verilerek buralarda belki de İstanbul’un ilk organize arazi rant paylaşımı yapılmıştır.İttihat Terakki döneminde Alman imtiyazı nedeniyle neredeyse Osmanlı Hükümet Konağı gibi çalışan Alman konsolosluğu binası da işte bu dönemde,mezarlık arazide satın alınan arsa üzerine inşa edilmiş.Ağır kütlesiyle Almanya’yı fiziksel olarak da temsil eden bina, çatısındaki kanatlarını açmış kartal heykellerinden dolayı halk arasında “Kuşlu Saray” olarak tanınırmış. Ancak, 1924 yılında yapılan onarım sırasında heykeller kaldırılmış ve bir daha yerlerine konulmamışlar.

Bir de semtin Yedi Sekiz Hasan Paşa olayı vardır. Çarşıda tarçınlı ve fındıklı kurabiyeler ve anasonlu gevrekler için girdiğimiz Yedi Sekiz Hasan Paşa fırını gerçekten de paşa’ya ait. Yedi Sekiz Hasan Paşa Abdülhamit’in Yıldız karakol komutanı. Bu görevi bileğinin hakkıyla almış. Paşa’nın okuma yazması bile yok. Bu yüzden imza atmayı da beceremiyor ve Arapça yediye ve sekize benzer basit bir imza kullanıyor. Lakabı da buradan geliyor.

1878 Mayısında Gazeteci Ali Suavi başkanlığındaki küçük bir grup, Abdülhamit’i devirmek üzere deniz tarafından girip Çırağan Sarayı'nı bastıklarında Hasan Paşa sopayla Ali Suavi'nin başına vurarak öldürür ve isyanı bastırır.Bu olay da dünya tarihine ‘tek bir sopa darbesiyle bastırılan isyan’ olarak geçer.

Fırının içine girdiğinizde gördüğünüz resimdeki ciddi pos bıyıklı arkadaş işte sopayla bu aydın isyanını bastırmış olan paşadır.Bugünkü  işletme sahibinin büyük dedesi, paşanın oduncubaşısı imiş. Oduncubaşının varisleri, paşanın varislerinin kiracısıymış.
Stada ilişkin tarihi detayları ise bir sonraki yazıya bırakıyorum.

21 Şubat 2019 Perşembe

Semte Dair Tarihi Bilgiler-I


Bu yazı hep yazdığım gibi bütçe,borçlar ve mali disiplin üzerine değil.Tarih üzerine.Bence daha keyifli.Semtte bastığımız yerleri toprak diyerek geçmeyip tanıyalım amacıyla semte dair birkaç bilgi paylaşacağım.

Her maç öncesi indiğim iskele civarından başlıyayım.Malum burada bizi Barbaros Hayreddin Türbesi karşılar.İtiraf edin kaç kişi semte adını veren bu türbeyi fark etmedi bile.Mimar Sinan yapısıdır.Türbenin Barbaros’un konağının yanına yapıldığını biliyoruz.Anlaşılacağı üzere bu konaktan geriye bir şey kalmamış.

Türbenin yanında ise Barbaros Hayreddin heykeli yer alır.Heykeltraşları çok afedersiniz ama Türk Heykelinin iki ustası Zühtü Müridoğlu ve Hadi Baradır.Bundan sonra bir de bu gözle bakın.Heykelin üstündeki dizeler ise Yahya Kemal’e aittir.

Limon almak için evden çıkıp bir daha evine dönmeyen Neyzen Tevfik’in tam bu iskelenin karşısında bir evi olduğu ve vapurla yanaşanların taraçada ispirto içtiğine müşahade ettiği ve neyine kulak misafiri olduğu söylenir.Neyzen, Yahya Kemal’e gıcık olduğu için Barbaros’un heykeldeki hareketinden yola çıkıp ‘Barbaros sanki kıçını siliyormuş’ gibi diyerek bu dizelere bok atmışlığı da vardır.

Çırağan sarayının bulunduğu yerin Beşiktaş mevlevihanesine ait olduğu ve Çırağan’ın yangınlarına atıfla buraya yapılan binaların iflah olmamasının nedeninin de bu olduğu söylenir.Neyse ki biz stadımızı taşımışız oradan.

Çırağan Sarayının tepelerinde Şeyh Yahya Efendi’nin dergahı vardır.Manzara da o biçimdir.Kendisi Trabzon doğumlu olsa da rivayet o dur ki Beşiktaştaki bu yeri rüyasında görmüş ve ondan sonrasında Beşiktaş’ın, Boğazın ve denizcilerin piri olmuştur.Süt kardeşi olan Kanuni Sultan Süleyman da saygısından saraya onu davet etmez kendisi de buraya ziyarete gelirmiş.Pirin duasını almadan ne balıkçılar balığa çıkarmış ne de donanma savaşa gidermiş.Hatta denizcilerin denizden geçerken şeyhe verdikleri selam olan "Ey ya molla" sözünün denizcilerin kullandığı 'heyamola'ya dönüştüğü de söylense de ben buna pek inanmadım açıkçası.Ama yine çok afedersiniz bu türbe de bir Mimar Sinan eseridir.

Tekrar yönümüzü stada doğru çevirirsek yine muhteşem bir Sinan eseri olan Sinan Paşa Camii ile yüz yüze geliriz.Rüstem Paşa’nın kardeşi olan Sinan Paşa için denizden aslında anlamadığı ve iltimasla kaptan-ı derya  yapıldığı söylense de önemli savaşlarda bulunmuşluğu vardır.Camiiye girmediyseniz bir girin.Sinan Camilerine göre daha loş ve mistik bir yapısı vardır.Bu özelliği;ya efkardan,ya isyandan ya da şampiyonluktan sürekli duman altı olan Beşiktaş semtine de Beşiktaş taraftarına da uymuştur.

Sorun şu ki bu camiinin bir de külliyesi vardır.Bu külliyenin önemli parçalarından biri olan Köprübaşı Hamamı yol genişletme planının parçası olarak yıkılmıştır.Evet evet yanlış duymadınız…Şehir planlaması!!na kurban verilen bir çok Mimar Sinan eseri gibi bu eseri de artık ne biz ne de çocuklarımızın görme şansı olmayacak.

Şehir planlaması demişken;bugün hala  Sebil ‘cafe’ olarak hizmet vermesine rağmen güzelliğini yitirmemiş olan Koca Yusuf Paşa Sebili de az kalsın güme gidiyormuş.Koca Yusuf Paşa Sebili karşısındaki camiinin hemen önündeymiş.Ama neyseki yol genişletilirken bunu yolun karşına set üstü tarafına taşımışlar.

Yol planlaması deyince yolu uzattık.Geri dönersek eğer bu denizci semtin Deniz Müzesini görürüz.Peki kaçımız biliyoruz,bu müze binasını, Türkiye’yi 10 yılda demir ağlarla donatan Nuri Demirağ’ın uçak fabrikasını da yapmaya talibim diyerek tayyare imalat atölyesi olarak kurduğunu?74 yıl önce Numara 36 uçağı burada yapılmıştı.

Hemen yanında ki Beşiktaş mütevaziliği ile uyumlu olmayan Shangri La Hotel binası ise yıllarca tütün deposu olarak hizmet vermiş.Harabeye dönüp otel olmadan önce ise Grundig televizyon fabrikası olarak kullanılıyordu.

Akaretlerde Şair Nedim ve Süleyman Seba caddesinin kesiştiği ve bugün W Hoteli girişi olarak kullanılan köşe ise ressam Zonaro'nun atölyesidir.

Akaretler 36 numaralı ev ise bildiğiniz gibi Atatürk ve ailesinin yaşadığı evdir.Atatürk savaşa giderken Zübeyde Hanımı BJK kulüp yöneticilerine emanet etmişti.

Atatürk demişken semte dair küçük bir anekdot da Kılıç Ali’ye dair anlatalım. Kılıç Alinin gerçek adı Asaf Emrullahtır. Gizli görev için ilk defa Mustafa Kemal ile tanıştırıldığı zaman sana bir kod isim bulmamız lazım der ve M.Kemal Asaf Emrullah'a nerelisin diye sorar.Onun “Beşiktaş’ın Kılıç Ali Mahallesindenim” demesi üzerine de Mustafa Kemal  “O zaman senin adın Kılıç Ali olsun” der.

19 Aralık 2018 Çarşamba

Beşiktaş'tan Uzak Durun #KeepAwayFromBesiktas #BesiktastanEliniziCekin



Beşiktaş’ın bir kültürü ve kimliği vardır.Bunlar büyük oranda bizi Beşiktaşlı yapan ve Beşiktaşlı olduktan sonra bizim kimliğimize de etki yapmaya devam eden değerlerdir.Elbette bütün Beşiktaş taraftarı tek renk değil.Farklı renklere gönül vermiş benzer değerlere sahip bir çok taraftar da vardır.Ama genel olarak tribünlerine ve camiasına rengini veren; tarihinden, kurucularından, doğduğu ve beslendiği semtten gelen farklı bir kimliği ve dokusu vardır Beşiktaş’ın.

Çarşı’nın ruhu da buradadır;Kara Kartal efsanesini yaratan ruh da…

Beşiktaş tribünlerinde örneğin,kimse, rakip takımın hocasını aşağılamak için,onun geldiği sosyal statüye referansla ‘ Rıza Efendi iki ekmek bir de süt’ pankartı açmaz.Açmaya yeltenen çıkarsa da tribünün çoğunluğu bunu açtırmaz.

Mahalle delikanlısıdır.Emekten, garibandan ve güçsüzden yanadır.

‘Hepimiz Plütonuz’ sloganı bir tek bu tribünde yaratılır ve söylenir.

İnönü’de bir maçtan sonra ne olduğunu anlamadan maç sonunda kendiliğinden atkıları ve şapkaları Van depremzedeleri için atmış olarak bulursunuz. Bunun için önceden planlamaya da gerek yoktur.

Şerefli ikincilikleri bir tek Beşiktaş taraftarı içine sindirir.15 yıl şampiyonluk görmeden, stadı bir tek Beşiktaş taraftarı doldurur.

Altyapıdan bir genç oyuna girdiği zaman en çok Beşiktaşlı heyecanlanır.Sonuç odaklılığı bırakır;ona,takıma ve hocaya olması gerekenden fazla kredi verir.

Burak gibi bir oyuncusu ceza sahasında hakemi aldatıp penaltı alırsa bu sadece Beşiktaşlıların çoğunluğunun boğazına bir yumruk gibi oturur.

Şeref ve Hakkı’nın Beşiktaş tarihinin önemli yapı taşları olması kaderin de bu değerlerin yanında olmasıdır bir nevi.

Ve yine bu yüzden Beşiktaş’ın sitesinde yer alan kurumsal kimliğinde aşağıdaki değerler yazılıdır:

  • Şerefimizle Oynarız
  • Hakkımızla Kazanırız
  • Halkın Takımıyız
  • Özümüzden Güç Alırız
  • Renklerimize Tutkuyla Bağlıyız


Değer ne demek?Başına tabanca dayandığında vazgeçemeyeceğin konudur değil mi?Beşiktaş işte bu bahsettiğim değerlerini bir takım menejer baronları ve onların yancıları uğruna kolaylıkla terketti.Bırakın değerlerini ve uzun vadeli yeniden yapılanma stratejisini, bir yıllık bütçe ve nakit akışına bile bakmadan #ComeToBesiktas ile Katar ve Çin’den önceki sondan birinci durak haline geldi.Şimdi de vizyonsuz,plansız,programsız ve altı boş bir şekilde global kulüp olma kampanyası altında büyük maliyetlerle alınan futbolcular, sezon ortasında takım yarı yolda da bırakılarak gönderiliyor.

Bu yola girerek sadece Beşiktaş’ın paraları heba edilmedi;Feda dönemi ve işte bu tarihsel değerleri de heba edildi.Eğer tarihimizin ve kültürümüzün gerektirdiği stratejiyi net olarak tanımlayıp tutarlı bir şekilde uygulayamazsak tükenip gideriz.Benden söylemesi…

1 Haziran 2018 Cuma

Mali Konularda Sistemli Bir Şekilde Yapılan Tüzük İhlalleri


1.       Faaliyet Raporu ısrarlı uyarılara rağmen bir türlü genel kurul üyelerinin eline kongreden 15 gün önce ulaşmıyor.İlgili Tüzük Maddesi:

 Yönetim Kurulu Görev ve Yetkileri
f. Kulübün Uluslararası Finansal Raporlama Standartları ile uyumlu konsolide finansal tablolarını ve bunlara ilişkin bağımsız denetim şirketi tarafından hazırlanan denetim raporunu, Genel Kurul’a sunulmak üzere yıllık Olağan İdari ve Mali Genel Kurul ilk toplantı tarihinden 15 (on beş) gün önce, isteyen kulüp üyelerinin alabileceği şekilde kulüp merkezinde hazır bulundurur.

2.       Faaliyet Raporunda BJK Denetim Kurulu’nun görüşü yer almıyor.Sadece bağımsız denetim şirketinin görüşü var.Ama burada kritik olan Genel kurul üyeleri adına hesapları ve yetki aşımlarını izlemekle genel kurul tarafından yetkilendirilmiş Denetim Kurulunun görüşüdür.Denetim Kurulu görüşü genel kurulda kürsüde okunuyor ama genelde kongre telaşının gürültüsüne gidiyor.

3.       Gelecek dönem bütçe önerisi,faaliyet yılı biten bir önceki dönemin bütçe rakamları ve bir önceki yılın gerçekleşen rakamları ile karşılaştırmalı olarak gelmiyor.Genel Kurul üyelerinin yönetimin performans ve yetki  aşımlarını izleyebilmesi için kesinlikle bu formatta gelmesi gereği tüzüğümüzde açıkça ifade edilmiştir:

Yönetim Kurulu Görev ve Yetkileri
Madde 38.
c. Genel Kurul tarafından kabul edilmiş bütçenin uygulanmasını sağlar. Kulübün gelir ve gider hesaplarına ilişkin işlemleri yapar ve gelecek döneme ait bütçeyi Uluslararası Finansal Raporlama Standartları ve tüzüğün 54/a maddesinde belirtilen esaslara uygun olarak ve bir
önceki yılın gerçekleşen tutarlarıyla karşılaştırmalı bir şekilde hazırlayıp Genel Kurul’a sunar.

4.       Yönetim Kurulları yıllardır Genel Kuruldan aldıkları hem harcama yetkisini hem de borçlanma yetkisini aşmaktalar.Bu durum son iki yılın BJK Denetim Kurulu raporuna da yansımıştır.Her iki yetki aşımı da doğrudan ibra etmeme gerekçesidir. Hatta, tüzükte, bunun ara dönemde tespiti halinde Denetleme Kurulunun Genel Kurulu olağanüstü toplantıya çağırma yetkisi bile tanımlanmış.

Tüzüğümüzün bütçe ile ilgili 54.maddesinin a) bendinde bu husus açıktır:

Yönetim Kurulu; daha önce Genel Kurul tarafından kabul edilmiş bütçe dışında gereksinim duyulması halinde kabul edilen bütçenin %10’u oranında ayrıca borçlanabilir, %10’u aşan miktar için ise ancak Genel Kurul’un onayını alarak borçlanabilir. Bu hükme aykırı hareket eden Yönetim Kurulu, yaptığı bütçe dışı harcamanın tamamından ortaklaşa ve zincirleme sorumludur.

Görüldüğü gibi ısrarla yapılan bu ihlaller Mali ve idari genel kurulları bir hesap verme yeri olmaktan çıkarıyor.Genel Kurul üyeleri olarak,Genel Kurulları,yönetimlerin icraatlarının denetim ve hesap verme yeri haline getiremezsek sürdürülebilir başarıyı ne yazık ki yakalayamayız. Hatırlatmak isterim ki iyi bir bütçe sistemi ve disiplini olan bir kurumun iyi de bir faaliyet planı vardır.Başarılı bütçe uygulaması başarılı bir organizasyon yapısını getirir ki bu da kurumu faaliyet başarısına götürür.Beşiktaş için bunun adı sürdürülebilir sportif başarıdır.

Şimdiye kadar bu uyarılar hem kürsüden hem soyal medyadan yeterince yapıldı.Eğer düzeltilmiyorsa ihmal değil kasıt vardır ve demek ki artık hukuki yollara başvurmak gerekecektir.Bunu da şimdiden gelecek yeni yönetimlere de bir not olarak duyuralım.

7 Haziran 2017 Çarşamba

Sürdürülebilir Başarıyı Ancak Mali Konularda da Şenol Güneş Disiplini Sağlarsak Yakalarız

Evet arkadaşlar donattık dört bir yanı bayraklarla,eğlendik davullarla zurnalarla,çınlattık dört bir yanı şarkılarla...Bir de bu sene de yine motorları maviliklere sürdük ki inanılmazdı...İçindeyken insan sanki masalsı bir dünyanın içindeymiş gibi hissediyor.Bunu bizlere yaşatan Şenol Hocaya,takıma ve onlara başarma ortamını sağlayan yönetime teşekkürler.

Şimdi ise kadehleri,konfetileri ve boş şişeleri toplayıp ortalığı toparlama zamanı. Dikkat ettiyseniz Şenol Hoca şampiyonluğun garantilendiği son Osmanlıspor maçında bile oyuncuların gevşemesine izin vermedi.Oyuncular tatile giderken yemek menülerini ve uyku vakitlerini bile tembihlemiştir diye tahmin ediyorum.Onun başarısının sırrı da burada sanırım.Ümraniye Ümraniye olalı bu kadar disiplinli,kurallı ve böylece de bu kadar başarılı olmadı.Biz de Hocadan dersler çıkarmalıyız.

Bugünlerde ‘Feda döneminden sefa dönemine’ diye başlıklar atıldığına siz bakmayın;sakın gevşemeyin ve büyük beklentilere kapılmayın.Beşiktaş mali açıdan ne yazık ki tünelin ucundaki ışığı henüz görmedi.Bu yüzden mali kongredeki bazı hususları hatırlatalım.Bizim Genel Kurulumuz zaten sağlıklı çalışmıyor,bir de şampiyonluk atmosferine girildiğinde iyice işlevini yitiriyor ve neyi dile getirirseniz getirin bir karşılık da bulmuyor.Örneğin:Denetim Kurulu raporu Fikret Orman’ın konuşmasının hemen ardından sunulduğu için gürültüden duyulmadı bile.Çünkü başkanın konuşması sonrasında salonda bir gürültü oldu ve salon boşalmaya başladı.Bu rapor nedense faaliyet raporunda da yer almadığı için böylece gürültüye gitmiş oldu.

Halbuki bu raporda çok önemli tespitler vardı:Bir önceki Genel Kurulda kabul edilen hem bütçe yetkisi hem de borçlanma yetkisi aşılmıştı.Aslında yönetim kurulları bunu uzun yıllardır yapıyor ama ilk defa bu durum bir denetim kurulu raporuna yansımış oldu.Hem borçlanma hem de bütçe yetkisinin aşılması bir yönetimi ibra etmemek için gereken en önemli koşullardan.Ama ne yazık ki genel kurullar buna aldırmıyor.Genel kurullar aldırmadığı için yönetim kurulları hiç aldırmıyor.
Bu seneki Denetim Kurulu raporu der ki:

Kulübümüzün 2016 yılı konsolide bütçesi bir önceki genel kurulda 597.829.104. TL olarak kabul edilmiştir. 2016 yılı sonu itibarı ile gider bütçesi %22,6 oranında aşılmıştır.  2016 yılı yabancı kaynak kullanımı ( borçlanma ) bütçesi 51.359.659.TL olarak planlanırken, gerçekleşen yabancı kaynak kullanımındaki artış ise 118.508.942.TL dir. Aradaki farkın önemli bir bölümü döviz cinsi finansal borçlara bağlı kambiyo zararından oluşmuştur.

Daha ne olsun!

Halbuki,kötü bir şekilde ifade edilmiş olsa da tüzüğümüzün bütçe ile ilgili 54.maddesinin a) bendinde bu husus açıktır:

Yönetim Kurulu; daha önce Genel Kurul tarafından kabul edilmiş bütçe dışında gereksinim duyulması halinde kabul edilen bütçenin %10’u oranında ayrıca borçlanabilir, %10’u aşan miktar için ise ancak Genel Kurul’un onayını alarak borçlanabilir. Bu hükme aykırı hareket eden Yönetim Kurulu, yaptığı bütçe dışı harcamanın tamamından ortaklaşa ve zincirleme sorumludur.

Görüldüğü gibi Denetim Kurulunun tespit ettiği bu durum tüzüğe net bir şekilde aykırıdır ve tüzük;Yönetim Kurulu üyelerini bu ihlalden dolayı kişisel olarak sorumlu tutmuştur.

Dernekler Kanuna göre ‘borçlanma limit ve usulleri’ nin genel kurullarda ayrı bir gündem başlığı olarak alınması gerekir.Ne yazık ki BJK genel kurullarında böyle bir ihlal de var.Borçlanma limit ve usulleri ayrı bir gündem maddesi olarak getirilmiyor.Sadece bütçe önerisinde borçlanma gereksinimi ayrı bir kalem olarak gösteriliyor.Hadi bunu usule uygun olmasa da geçerli sayalım ama Denetim Kurulu raporuna göre bu borç rakamı da önemli ölçüde aşılmış durumda.Yani yönetim kurulu borçlanma yetkisini de aşmış.

Hem bütçe aşımı,hem borçlanma limitleri aşımı hem de devlete karşı olan borçlardan yönetim kurulu üyeleri kişisel olarak sorumlular.Beşiktaşta bu ihlallerin hepsi birden geçtiğimiz mali yılda gerçekleşti.İşin kötüsü bunların hiçbiri dile gelmedi,hesabı sorulmadı ve tartışılmadı bile. Halbuki bu ihlaller karşısında herhangi bir üye dava açsa Yönetim Kurulu üyelerinin ciddi ölçüde başı ağrır.

Bir takım Genel Kurul üyeleri bu gelişmelerden bihaberler.Onlar sadece futbol takımının şampiyonluğu ile ilgileniyorlar.Takım şampiyonluk rotasında olmazsa mali ve idari olarak her şeyi iyi giderken bile kazan kaldırabilir ve ibra etmeyebilirler.Bir de,Genel Kurullarda her halukarda statükoyu ve var olan yönetimleri alkışlayan; eleştiri ve bu tip hususların dile getirilmesine tahammülü olmayan bir omurga var.1000-1500 kişilik az katılımlı genel kurullarda, kongreyi bunlar domine ediyorlar.Demirören dönemine de yıllarca destek verdiler ve eleştiri getirenlere neredeyse saldırdılar.Hep yönetimlerin tarafında oldular.Bu yaklaşım Beşiktaş'a zarar verdiği gibi destek verdiklerini sandıkları yönetim kurullarına da zarar verdi ve vermeye devam ediyor.Yönetim Kurullarının gerçek dostu bu statükocular değil, acı da olsa yanlışları ve kuralları dile getirenlerdir. Bunu şimdiki Yönetim Kurulu da ileride daha iyi anlayacak.Yönetim Kurullarını bazen kendilerinden de korumak gerekir.Bu görev de Genel Kurul ve Denetim Kurulunun üzerindedir.

Şimdilerde FinansKartalları gibi hakaret içermeden,YK koltuğunda bulunarak ciddi sorumlulukların altına giren insanları da gereksiz yere yıpratmadan tüzük maddelerine ve objektif mali raporlara dayanarak sorumlu ve yapıcı eleştiri yapmak kültürünü Beşiktaş’ta geliştirmeye çalışan konuşmacılar da çıkmaya başladı ama ne yazık ki gidilecek daha çok yol var.


Bu kongre anlayışının kesinlikle değişmesi gerekiyor.Genel Kurul üyeleri olarak Şenol Hocanın Ümraniye’de sağladığı  disiplini kulüp yönetimleri için sağlayamazsak ve Genel Kurulları,yönetimlerin icraatlarının denetim ve hesap verme yeri haline getiremezsek sürdürülebilir başarıyı ne yazık ki yakalayamayız.Rakip Kulüpler her zaman bu kadar kötü yönetilmeyebilir.Rekabette kalıcı üstünlük için bu kültürü bir an evvel Beşiktaş olarak önce biz yaratmalıyız. 

19 Ocak 2017 Perşembe

BJK İçin Sürdürülebilir Başarı Ve Bütçe

Geçenlerde BJK AŞ Genel Kurulu yapıldı.AŞ’nin genel kurulları genellikle derneğin genel kurullarından daha verimli geçer.Dernek genel kurulunda yaşlı üyelerin anılarını dinlerken AŞ genel kurulunda Beşiktaş’ın idari ve mali sorunları dile getirilir.Üstelik bunlar SPK ve TTK mevzuatı gereğince genel kurul tutanağı ile kayda alınır ve Kamuyu Aydınlatma Platformunda paylaşılır.AŞ genel kurullarında dernek genel kurullarında olduğu gibi statükoyu canhıraş savunmak adına kürsüye müdahale eden önde oturan ‘BJK ileri gelenler’i ve kenarlardaki ‘siyah giyinen adamlar’ da olmaz.Bu yüzden AŞ genel kurulları gayet medeni bir ortam içinde olur.

Hem kulübün mali olarak duvara çarpmış olması hem de yürürlükte olan UEFA finansal kriterleri bizlerin de işini neyseki artık biraz daha kolaylaştırdı.Ama yine de bir süredir elimden geldiğince bütçe konusunu dile getirip bu konuda bir farkındalık yaratmaya çalışıyorum.Bazen tek tek yöneticilerin bu konuda farkındalıkları olsa da bu kurumsal bir kültürdür.Ve değişimi sağlamak da hiç kolay değildir.Bu yüzden ne kadar dile getirilirse o kadar iyi olur düşüncesindeyim.

Bütçe dediğimiz bir işletmenin gelecek dönemle ilgili faaliyetlerinin sayısal yönetim planıdır.Ne yazık ki futbol kulüpleri ulaştıkları mali büyüklüğe rağmen hala bir dernek amatörlüğü kafasıyla plansız,programsız ve disiplinsiz bir şekilde yönetilmeye devam ediliyorlar.Ülke futbolu olarak  yaratılan hiç de azımsanmayacak sponsorluk ve naklen yayın gelirlerine rağmen futbol kulüplerinin uluslararası pozisyonları ve mali durumları da işte bu yüzden vahim durumda.Biz diğer kulüpleri bırakalım ve Beşiktaş’a bakalım:

Beşiktaş AŞ’de işletmenin sürekliliği kapsamında her sene mali tablo dipnotlarında sunduğu bir sonraki faaliyet yılı bütçeleri ile gerçekleşmeler arasında dünya kadar fark olur.Normal işletmelerde gider tarafında maksimum yüzde beş,gelir tarafında ise maksimum yüzde on sapma kabul edilebilir sayılırken Beşiktaş AŞ’nin özellikle gider bütçesinde 2014-2015 faaliyet yılında olduğu gibi yüzde yüze! kadar aşım olabiliyor.Normal bir işletme olsa o sene kepenk kapatmış ve işletmede kimse kalmamıştı.

Faaliyet konusu futbol olunca özellikle gelir tarafını bütçelemek biraz zor olabilir hakikaten.Gelen bir şampiyonluk gelir kalemlerini ciddi ölçüde etkileyebilir.Ama gider tarafı çok büyük oranda  yönetimin planlaması ve kontrolüne bağlı.Eğer bu kadar sapma oluyorsa bir yönetim planı,bir bütçe sistemi ve bütçe kontrolü de yok demektir.Eğer bir sistem varsa da bunun adı “yaptım oldu sistemi” ya da “saldım çayıra Mevlam kayıra sistemi” dir.

Bütçe bir işletmenin yönetim planıdır,organizasyonudur ve namusudur.Kaldı ki Beşiktaş Futbol Yatırımları AŞ yöneticileri bütçelerini Beşiktaş Jimnastik Kulübü üyelerini temsilen ve derneğin genel kurulundan aldığı bütçe yetkisi paralelinde de gerçekleştirmek durumundalar.Çünkü BJK Kulübü tüzüğü yönetime bütçeyi sadece yüzde 10’a kadar aşabilme yetkisi vermiş.Bunun üstündeki harcamalar olağanüstü bir genel kurul ile ilave yetki almayı gerektirir.Bu yüzden BJK AŞ yöneticilerinin bütçe disiplinine herhangi bir işletmeden çok daha fazla dikkat etmesi gerekir.

Beşiktaş için bütçenin hazırlanması ve tatbik edilmesindeki aksaklıkları çözmek ve bu konuda kurumsal bir kültür oluşturmak acil bir sorun olarak gözüküyor. Bütçe sistemi ve disiplini olan bir kurumun iyi de bir faaliyet planı vardır.Başarılı bütçe uygulaması da başarılı bir organizasyon yapısını getirir ki bu da kurumu faaliyet başarısına götürür.Beşiktaş için bunun adı sürdürülebilir sportif başarıdır.

Yüksek bütçelerle şampiyonluk arasında güçlü ilişki elbette var.Daha düşük bütçe de zaman zaman şampiyonluk getirebilir ama  sürdürülebilir kalıcı başarı için bütçe sistemi ve bütçe disiplini olmazsa olmaz koşuldur.

Bülent Topbaş

14 Mayıs 2016 Cumartesi

BJK Mali Kongre ve Tüzük İhlalleri

Bugün mali genel kurulda,mali genel kurulda konuşulması gereken haricinde ne varsa konuştuk.Halbuki mali kongrelerin iki tane esas gündemi vardır:biri önceki faaliyet döneminin ibrası diğeri ise yeni dönem bütçe yetkisinin alınmasıdır.Defter kayıt düzenine uygunluk, varsa harcama yetki aşımlarının tespiti,borçlanma usul,esaslar ve yetki aşımları gibi tamamen ölçülebilir sayısal rakamlara dayalı olarak yönetim kurulu faaliyetleri değerlendirilir ve ya ibra edilir ya da edilmez. Genel Kurulun bu konularda yetkilendirdiği Denetim Kurulu da bu konularda açık ve net biçimde tespit yapar ve genel kurula bu konuda yol gösterir.Bütçe görüşülür ve gerekirse değiştirilerek kabul edilir.Genel Kurulun bu yetkisi vardır.
Ama birincisi faaliyet raporu her zaman olduğu gibi tüzüğü açıkça ihlal ederek kongre üyelerine kongre sabahı geldi.Yani mali kongrenin 2 esas gündemini kongre üyelerinin sağlıklı bir şekilde görüşebileceği  koşulları yoktu.
Bakın tüzüğümüz açık bir şekilde ne diyor:
Yönetim Kurulu Görev ve Yetkileri
f. Kulübün Uluslararası Finansal Raporlama Standartları ile uyumlu konsolide finansal
tablolarını ve bunlara ilişkin bağımsız denetim şirketi tarafından hazırlanan denetim
raporunu, Genel Kurul’a sunulmak üzere yıllık Olağan İdari ve Mali Genel Kurul ilk toplantı
tarihinden 15 (on beş) gün önce, isteyen kulüp üyelerinin alabileceği şekilde kulüp
merkezinde hazır bulundurur.
İkincisi faaliyet raporunun içinde Denetim Kurulunun raporu yok.Üçüncüsü bütçe yine bir önceki yılın gerçekleşen tutarlarıyla karşılaştırmalı bir şekilde gelmedi.
Tüzüğümüze bir kez daha bakalım:
Yönetim Kurulu Görev ve Yetkileri
Madde 38.
c. Genel Kurul tarafından kabul edilmiş bütçenin uygulanmasını sağlar. Kulübün gelir ve
gider hesaplarına ilişkin işlemleri yapar ve gelecek döneme ait bütçeyi Uluslararası Finansal
Raporlama Standartları ve tüzüğün 54/a maddesinde belirtilen esaslara uygun olarak ve bir
önceki yılın gerçekleşen tutarlarıyla karşılaştırmalı bir şekilde hazırlayıp Genel Kurul’a
sunar.
Yani bütçe teklifini yaparken bir  önceki yıl ne bütçelemiştiniz,gerçekleşen ne oldu ve seneye ne bütçeliyorsunuz bunu belirtmek durumundasınız.Eğer bu yapılsa idi 2015 yılı için geçtiğimiz sene bütçelenen giderlerin ve borçların önemli ölçüde üzerine çıkıldığı,ciddiyetsiz bir şekilde bütçe yapıldığı ve açık ve net bir şekilde yetki aşımı yapıldığı ortaya çıkardı.İşte bu en önemli konularda ne yazık ki hiçbirşey söylenmedi.
Dördüncü  tüzük ihlali ise açıklanan mali tabloların sadece konsolide geliyor olması.Aşağıdaki maddeden de anlaşılacağı gibi kulubün ortağı olduğu Basketbol AŞ , İnşaat AŞ ve 31 Aralık yıl sonu itibariyle Futbol Yatırımları AŞ nin bireysel  tablolarının da ayrı ayrı faaliyet raporunda bulundurulması gerekiyor.İşte tüzüğümüzün bununla ilgili maddesi:
 Genel Kurul’un Görev ve Yetkileri
f. Kulübün doğrudan veya dolaylı olarak pay sahibi olduğu şirketlere ilişkin Uluslararası Finansal Raporlama Standartlarına göre hazırlanmış bireysel ve konsolide finansal tablolarından mevzuat çerçevesinde açıklanabilir olanlarını ve bunlara ilişkin bağımsız denetim kuruluşu tarafından hazırlanan denetim raporlarının sonuç kısmını incelemek ve görüşmek.

Diyelim ki genel kurul siyah giyen adamlar,bindirilmiş kıtalar ve kongreye gelme zahmetinde bulunmayan üyeler yüzünden sağlıklı bir şekilde çalışmıyor;Divan Kurulumuz neden bu açık tüzük ihlalleri karşısında sesini yükseltmez?Tüzüğe uymak üyelerin olduğu kadar Yönetim Kurulunun da sorumluluğu değil midir?